Serenad Bağcan kimdir… - Mart 6, 2016

Serenad Bağcan kimdir
Serenad Bağcan adından da anlaşılacağı üzere Bağcan ailesinin üyesi: “Müzisyen bir ailede büyümek hem güzel hem sorumluluğu ağır. Herkes o kadar yetenekli ki kendi yeteneğini sonradan fark ediyorsun” diyor kendinden bahsederken. Serenad Bağcan, Selda Bağcan’ın yeğeni. Babası, amcası, kardeşi, ablası müzisyen…

Sizi tanıyalım biraz…

Doğma büyüme Ankaralıyım. Bütün eğitimlerimi Ankara’da tamamladım. Ankara Üniversitesi Eczacılık Fakültesi mezunuyum fakat mesleğimi hiç yapmadım. Çocukluğumdan beri hayalimde koro müziği vardı ve hep korolarda yer aldım. Müzisyen bir aileye mensup olmak; müziğe ilginiz olduğu takdirde bir çok şeyi kolaylaştıran bir durum. Örneğin, çok küçük yaşlardan itibaren en güzel şarkıları; babam, amcalarım ve Selda halamdan dört sesli dinleyerek büyüdüm. Ninnilerimiz bile çok sesliydi bizim. Müziğin tutku ve disiplin gerektirdiğini, yaptığın işi severek yapmanın hazzını onlardan öğrendim. En önemlisi yeryüzündeki her yaşam formuna, sevgi ve saygı duymayı da onlardan öğrendim. Sonrasında hayat beni Devlet Çoksesli Korosu sınavına götürdü. Sınavı kazandım ve o zamandan beri orada sanat yaşamıma devam ediyorum.
 Koro müziğine âşık olmak daha farklı bir şey. Çok sesliliğin insan hayatına çok faydası olduğunu düşünüyorum. Başkasının sesini dinleyebilmek, başkasının yorumuna, fikirlerine, düşüncesine saygı duymayı getiriyor. Bu hepimiz için gerekli, hele şu ortamda… Bizim koromuz 68 kişilik, bir toplulukla aynı anda nefes almak, aynı şeyleri hissetmek bana çok büyük bir zevk veriyor. Bu sebeple hiç pazartesi sendromu yaşamadım hayatımda.


Eczacılık Fakültesi gibi çok zorlu bir eğitimi başarıyla bitirmişsiniz, Birincilik madalyası aldığınız bir spor alanı var aynı zamanda çok başarılı bir ses sanatçısınız. Bu kadar çok yönlü olmayı nasıl becerebiliyorsunuz?
Hayatın içinde olmayı, potansiyellerimin farkına varıp bunları kullanmayı seviyorum. Eczacılık okumuş olmak benim tercihimdi. Aile geleneğini sürdürmek amaçlıydı diye düşünüyorum. Zira bizim ailede herkesin müzik dışında bir mesleği daha vardır. Müzik bizim hobimizdir. Babam Savaş makina mühendisi, halam Selda fizik mühendisi, Serter amcam benim gibi eczacı, Sezer amcam iktisatçıdır. Ama dönüp dolaşıp gelinen yer müziktir yine… Hayatım boyunca müziğin yanında her zaman spor oldu. Masa tenisi gibi ferdi bir sporu seçmiş olmak; müziğin bana kattığı tutku, disiplin ve aşkla bir şeyi yapma becerisinin yansımasıdır. Ayrıca maç sırasında verdiğiniz kararlardan sizin sorumlu olmanız hayat içerisinde de hayatınızın sorumluluğunu üstlenmenizi kolaylaştırıyor. Dönem dönem ilgi duyduğum alanlar değişir. Mesela dövüş sporları bunlardan bir tanesi


Son çalışmalarınız arasında çok dikkat çeken bir albüm var; İlk Şarkılar. Bu albüm nasıl oluştu anlatabilir misiniz?
Fazıl Say ile çalışmak benim için, her zaman söylediğim gibi; hem onur verici hem de beni geliştiren ve daha fazla çalışmaya teşvik eden bir durum. Daha önceki işlerimle arasındaki en büyük fark; söylediğim tüm şarkılar ona ait, her nota her hissediş onun… Tahmin edeceğiniz gibi bu da işimizi çok kolaylaştırıyor. Örneğin; koroda Mozart “Requiem” söylüyorsunuz, yapabileceğiniz tek şey, notaların üzerindeki nüansları yapmak ve orkestra şefinin yorumunu uygulamak. Fazıl, yaşıyor ve ne istediğini biliyor ve söylüyor bu çok önemli benim için. Birlikte çalışmadan önce elbette takip ederdim Fazıl’ı. Her konseri sonrasında da “Bir insan, bir enstrümanı, sanki bir uzvuymuş gibi nasıl böyle kolaylıkla ve yüreğiyle çalabilir” diye hayrete düşerdim. Dakikalarca kendime gelemediğimi hatırlarım. O gerçekten inanılmaz bir deha ve olağanüstü yeteneklerle donatılmış. Bizler ne kadar şanslıyız ki onunla aynı topraklar üzerinde yaşıyoruz. Bizim duygularımıza, bizim melodilerimize, bizim hislerimize tercüman oluyor.

Şiire ilginiz olduğunu son albümünüzden anlıyoruz; Hangi şairler var?
Metin Altıok, Nazım Hikmet, Cemal Süreyya, Can Yücel gibi Türk şiirinin çok önemli şairlerinin şiirlerini seslendirdik. Merakla ve heyecanla çalıştım. Her şairimizin hayatını inceledim, şiirlerini okudum, hayata karşı duruşları konusunda fikirler edindim. Sanırım bu araştırmalarım, şarkıları yorumlamamda çok faydalı oldu.

8 Mart Dünya Kadınlar günü nedeniyle Antalya’da çok başarılı bir konser verdiniz. Bize bu konserin sizin için öneminden ve ülkemizde kadınların en çok hangi sorunlarının size etkilediğinden bahseder misiniz?
Kardeşlerim ile birlikte ülkemiz kadınları için çok anlamlı bir konser verdik. Amacı kendi güçlerinin farkına varmalarını sağlamaktı. Doğada dişi yaratıcıdır. Biz kadınların en büyük özelliği doğurgan olup bir canlıyı dünya getiriyor olmamızdır. Ülkemizin gelişimine katkıda bulunmak istiyorsak kadınlarımızın toplumdaki yerini daha aktif hale getirmek, kadınlarımızın eğitimlerine çok önem vermek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü cinsiyet gözetmeksizin her çocuğun eğitiminde annelerin rolü büyüktür. Ülkemiz kadının en büyük sorunu kendini ifade edemiyor olması, potansiyelinin, yeteneklerinin, kendi içsel gücünü keşfedememiş ve eyleme geçemiyor olmasıdır. Ülkemizin daha yaşanılabilir olması kadınların eğitilmesi ile mümkündür.

Bize biraz günlük hayatınızdan bahseder misiniz?
Çok mütevazı bir hayatım var. Keyifle işime giderim, şarkılarımı söylerim, yoga yaparım. Öğrenmek, vazgeçilmezim bu yüzden çeşitli eğitimlere katılırım. Spor yaparım. Ailem benim için çok önemlidir, her fırsatta onlarla vakit geçiririm. Tahmin edeceğiniz gibi şu sıralar “İlk Şarkılar”…

Biraz ailenizden bahseder misiniz; anneniz ile ilişkileriniz nasıldır?
Aslında tüm bu emeklerin arkasında gizli bir kahraman vardır ki; o da annem Süheyla’dır. Konserlerimden sonra bayan izleyicilerimin söyledikleri ilk cümle: “Sizi yetiştiren anneye sevgilerimizi iletin.” olmuştur. Çünkü kadınlar, bir evlat yetiştirmenin ne kadar meşakkatli ve zor olduğunu bilirler. Bu yüzden ilk methiyeyi benden önce anneme yaparlar. Biz evlatlar açısından, annelerin hakkı hiç ödenmez ama benim annemin hakkını ben hayatım boyunca ödeyemem. Biz üç kardeşi de yeteneklerimizi keşfetmemiz için teşvik eden; bunun için olağanüstü zaman, emek ve çaba gösteren, bizi motive eden çok zeki, inanılmaz sorumluluk duygusuna sahip, deyim yerindeyse tam bir Osmanlı kadınıdır o. Bugünkü başarımda babam kadar annemin de payı olduğunu düşünüyorum.