CMG Dergisi Mayıs 2014 Röportajı.. - Mart 6, 2016

KALABALIĞIN İÇİNDE YALNIZIZ..

Çekmeköy Dergisi: Müzisyen ailenin müzisyen ferdisiniz, sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Serenad Bağcan: Ankara doğumluyum, tüm eğitim hayatımı da Ankara’da tamamladım. Eczacılık fakültesi mezunu olmama rağmen hayatım hep koro çalışmalarıyla geçti. Çocukluğumdan beri Opera Çocuk Korosu, TRT Gençlik korosu, Orfeon Oda Korosu, Anadoluselen Oda korosunda çalışmalarda bulundum. Halen Devlet Çoksesli Korosunda sanat yaşamıma devam ediyorum. Şu sıralar hayatımı kaplayan tek şeyin müzik, şarkı söylemek olduğunu hissediyorum. Yoğun konser programı içerisinde çokça seyahat ediyorum. Koro ile de bu tip seyahatleri sıkça yaptığım için buna alışkınım aslında ama zaman zaman evimi özlüyorum… Ailemin de müzisyen olması elbette onlarla müzikal sohbetleri getiriyor. Konserlerimiz sonrası bu tip kritikleri yapmak, kendime ayna tutmamı sağlıyor ve gelişmeme de çok katkısı oluyor. Bundan da çok zevk alıyorum. Kendimle ilgili anlatabileceğim şeyler bununla sınırlı değil ama kendimi kısaca anlatmak istersem müzik yaşantımı anlatmam yeterli olacaktır sanıyorum.

Ç.D.: Bağcan ailesi müziğin her alanına sanatçı yetiştiriyor adeta, daha önce kardeşiniz Seda Bağcan’la röportaj yaptık dünyaca tanınmış mantra müziği yapan bir sanatçı. Siz müziğin neresinde duruyorsunuz?

S.B.: Aslında ailemiz sanatçı yetiştiriyor diyemeyiz. Ailemizin fertleri doğrudan müziğin içine doğuyor ve sanatın çeşitli dallarıyla gelişip büyüyor. Müzik ailemizde meslekten ziyade hobi. Bunu şöyle ifade edebiliriz: “Aslında, insanların her işi yaparken zevk almaları gerektiğini düşünüyorum ama bu müzik olunca biraz daha özel oluyor, yetenek ile bünyenizde var olan bir şeyi yaparken, aynı zamanda bu hobinizle geçiminizi de sağlıyorsunuz”. Biz üç kardeşiz, Seda’nın yaptığı müzik belli bir tür içerisinde çok daha özel bir yere sahip. Ama asıl bize öncülük yapan ablam Sonat’tır çünkü o bizden yıllar önce bir albüm yapma şansına erişti. Onun yaptığı tür ise Pop Müzikti ama o dönemlerde pop müzikte bugünkü kadar çok yorumcu yoktu. Yakın bir zamanda ikinci albümünü hazırlıklarını bitirerek çok özel bir projeyi sunacak. Ben, müzikte belli bir türü icra etmektense, bir çok türden şarkılar söyleyip bunları sentezleyerek kendime has bir üslup ve yorumculuğumu sürekli geliştirmeyi hedefliyorum. Müziğin belli bir noktasındayım diyemem, kendime uygun gelen her türden kendime alacaklarım var. Bunun da benim için doğru seçim olduğunu hissediyorum çünkü içinde yer aldığım projeler, klasik müzik tabanlı olmasına rağmen salt yorumculuğun biraz dışında kalıyor. Yeni yer aldığım fazıl Say “İlk Şarkılar” albümünde şarkı yorumculuğu dışında şiirler hakkında da araştırmalar yaparak, bizden onlarca yıl önce yaşamış şairlerin hissettiklerini de yansıtmaya çalışıyorum. Sevgili fazıl Say’ın konser içerisinde seyircilere aktardığı gibi “şarkıların içine kattığımız yorumlarda pop, türkü, klasik müzik, hepsinden biraz var”.

Ç.D.: Müzik hayatınızda hep vardı sonuçta müzisyensiniz neden eczacılık okudunuz?

S.B.: Ailemizde hobi olarak müzik yapıldığını az önce söylemiştim. Bunun dışında her aile bireyinin müzik dışında bir mesleğinin olması gelenektir. Yapabileceğim tercihler arasında Eczacılık Fakültesi kendime yakın olduğunu hissetim ve seçtim.

Ç.D.: Müzisyen bir ailede büyümenin avantajları dezavantajları nelerdir?

S.B.: Çocukluğum müzikle ilgili kurslarla geçti. İster istemez çocukluk dönemlerimi hep müzik çalışmalarıyla yoğun olarak yaşadım. Aile fertlerinin hepsinden çalışmalarımla ilgili fikir alabilecek olmak, sadece müzik ile değil sanatın ve bilimin her dalında bilgili ve kültürlü olmaları, edebiyat, sinema, tarih sosyoloji ve buna benzer tüm konularda sorduğun her sorunun cevabını bulabilmek oldukça avantaj oldu benim için. Dezavantaj için de şunu söyleyebilirim; kardeşlerim de dahil olmak üzere sizden beklentileri yüksek bir aile ortamında bulunmak, her konser için hatta yaptığım her sahne çalışması için mükemmeli aramak zorunda olmak…

Ç.D.: Selda Bağcan toplumumuzun acılarına, haykırışına, adalet arayışına ses olmuş bir sanatçı hem müziği hem duruşuyla, sizin sanat hayatınızda etkisi nasıl oldu bunun?

S.B.: Yeni kurulmuş, kişiliğini oturtmaya çalışan bir Cumhuriyet’te (henüz 100 yılı aşmamış) olmazsa olmazlardan biridir Selda Bağcan. Halamın, bir çok sanatçıyla birlikte, o dönemde olması gereken temel taşlardan biri olduğunu düşünüyorum. İnandığı yolda çizgisini hiç bozmayan, gençliğin sesi olan, ödün vermeden, halkın sesi, ezilenden, emekçiden yana olan güçlü bir kadın profilidir benim için halam. Ben duruş olarak, fikirler olarak elbette onu örnek alıyorum. Kişisel olarak sadece benim sanat hayatıma değil, bugünkü müzik üzerinde de çok katkısı olduğunu düşünüyorum.

Ç.D.: Fazıl Say’la ortak bir albüm çalışması yaptınız. Çok özel bir çalışma olduğunu düşünüyoruz. Fazıl Say’la yollarınız nasıl kesişti? Bu çalışmaların sanat hayatınıza etkisi, yansıması nasıl oldu?

S.B.: Özel bulduğunuz için teşekkür ederim. Benim için de çok özel bir yere sahip bu albüm. Fazıl Say ile yollarımızın nasıl kesiştiğine gelince; Koro çalışmaları, solistliğin aksine bir ekip çalışmasını gerektiren çalışmalardır. Ama koro bireylerinin her biri farklı konserlerde zaman zaman koro önünde solist olarak yer alırlar. Fazıl say benim, bu albüm çalışmasına başlamadan önce de çok değer verdiğim bir sanatçıydı ve Nazım Oratoryosunda yer alan “Memleketim” adlı şarkısını koro ile defalarca solist olarak söylemiştim. Bir konser provası esnasında solistin geç gelmesi sonucunda, benim daha önce bu eseri biliyor olmam nedeniyle Fazıl’ın da bulunduğu provada eseri ben seslendirdim. Bundan sonra Metin Altıok albümünde iki şarkıyı seslendirmemi istedi. Bu çalışmalar esnasında da “İlk Şarkılar” albümünü yapmaya karar verdi. Her şey çok hızlı gelişti. Hala da yeni projelerle gelişmeye devam ediyor. Önümüzdeki aylarda “Sait Faik Projesi”, “Yunus Balığı Üzerindeki Çocuk” ve “İlk Şarkılar2” projeleriyle devam edecek. Sanat hayatıma katkısı ise; elbette Fazıl Say gibi dünyaca ünlü bir piyanistle aynı sahneyi paylaşmak çok büyük bir tecrübe kazandırıyor. Yıllarca koro sanatçısı olarak bir grubun üyesiydim, şimdi ise ikili bir çalışmanın içindeyim. İkili olmak özgürlük getirmenin yanında çok büyük bir sorumluluk da getiriyor. Besteciye sorumluluk, piyaniste sorumluluk, şairlere sorumluluk, şarkılara sorumluluk ve en önemlisi bizim yaşam kaynağımız olan seyirciye sorumluluk. Her konserden sonra güzel bir şey yapmanın mutluluğunu hissediyorum. Kuliste bu hisleri yaşarken, bir yandan da sonraki konser için sabırsızlanmaya başlıyorum.

Ç.D.: Ataşehir Rotary Kulüp’ün Meslek Hizmet Plaketi’ni size verdiği sırada ordaydık. Aynı zamanda bir takım sosyal sorumluluk projelerinde de yer alıyorsunuz. Neler yaptınız, neler yapacaksınız bizimle paylaşır mısınız?

S.B.: Sanatçıların, sosyal projeler içinde olarak topluma yön gösterecek bir davranış olduğunu düşünüyorum. Olabildiğince bu tip projelerin içinde yer almaya çalışıyorum. Toplumların bu konularda çok duyarlı olması, önce ülkemizde, sonra da dil, din, ırk farketmeksizin tüm insanlık için bu tip çalışmaların daha çok olmasını diliyorum. Ben ülkemizde kadın olmanın zorluklarını gören biri olarak kadınlarla ilgili bir kaç proje tasarlıyorum. Bunları yine Ataşehir Rotary Kulüp ile gerçekleştirmek için girişimlerde bulunacağım.

Ç.D.: Müziğin dışına çıkarsak ilgilendiğiniz başka alanlar var mı? Serenad Bağcan günlük hayatında neler yapar?

S.B.: Müzik dışında bedenimi konserlere hazır tutmak için yoga ve yürüyüşler yapıyorum. Bilgilenmek vazgeçilmezimdir. Bu yüzden çeşitli eğitimlere katılıyorum ve bolca kitap okuyorum. Ankara’da olduğum zamanlar ailemle zaman geçirmek, sohbetler yapmak, dostlarımla bir araya gelmek beni mutlu eder. Oldukça mütevazı bir hayatım var anlayacağınız gibi.

Ç.D.: Doğma büyüme Ankaralı olduğunuzu biliyoruz. Sanırız yaşadığınız şehirle özel bir bağınız var. Ankara’dan başka bir yerde yaşamayı hiç düşündünüz mü?

S.B.: Ankara bana, zaman zaman gri ve katı, zaman zamansa renkli ve dingin görünür. Bununla birlikte bu şehirle aramda özel bir bağ ve ilişki vardır. Uzak kalsam geri dönmek isterim, bazen kaçmak isterim. Öyle çelişkili bir ilişkim vardır bu şehirle. “Ankara’da deniz yok nasıl yaşıyorsunuz?” diye sorar bazı arkadaşlarım. Ben de onlara “Deniz bize bir kaç saat uzaklıkta, aslında ben Ankara’da ne görmek istiyorsam onu bulabiliyorum. Özellikle de ihtiyaç duyduğum zaman huzuru” diye cevap veririm…

Ç.D.: Çekmeköy’e hiç geldiniz mi? Bölgemiz hakkında ne düşünüyorsunuz? Son olarak Çekmeköylülere söylemek istediğiniz bir şey var mı?

S.B.: Az önce Ankara’dan söz ettim. Gerçi Ankara’yı anlatmak için bu kadar kısa cümleler yetmez ayrıca İstanbul’u da çok severim ve elbette Çekmeköy’ü de görmek isterim. Sizin aracılığınızla “Tüm Çekmeköylülere sevgilerimi iletiyorum, günleriniz sanatla dolsun….”